Showing posts with label annelik. Show all posts
Showing posts with label annelik. Show all posts
Sunday, September 27, 2015
Thursday, August 9, 2012
Hayat: Sen Planlar Yaparken Basina Gelenlermis :)
Cok degil, 5-6 ay once seneye Nisan ayinda
yapacagimiz Arjantin tatilinin planlarini yapiyorduk. Benim MBA nedeniyle orada
yapmak zorunda oldugum 1 haftalik bir proje vardi, arkasindaki hafta da baban
gelicekti yanima, seni de alicaktik sirtimiza, dag bayir Guney Amerikayi gezicektik
birlikte, lezzetli etler yiyecektik.
Baba: (eliyle ileriyi isaret ederek) “Sen sundan bana bi tane daha ver, baska bisey istemem”
Anne: (masa ustunu gostererek) “Neyden bi tane daha canim? Bira mi?"
Baba: “?!?.. :)) ben Kaan’dan bahsediyorum”
...!!!
Cok sukur, kardesinin
12.haftada yapilan down sendromu taramasi testleri cok iyi cikti, risk cok cok dusuk. 20. Hafta da
detayli organ taramasi var, insallah orda da hersey yolunda gidecek.
“E bariz mutluluk dansi bu!” diye yorumladik biz babanla, bilmiyorum J
Sonra Mayis-Haziran ayinda da yine benim
MBA derslerimden secmeli olanlar icin, seninle birlikte Londra’ya gidicektim 2
ayligina, biraz da orda yasiyacaktik, arada baban da gelicekti yanimiza. Ben
dersteyken seni birakabilecegim kresleri, kalacagimiz yeri bile arastirmaya
baslamistim.
HAHA :) iste oyle cok fazla plan program
yapmiycakmissin demek ki...hayat bazen su resmini gordugun minnosh gibi guzel
ama beklenmedik surprizler cikarabiliyormus karsina :)
Yaz surprizi oldu... Buyuk surpriz oldu
ikimize de... 3 Agustos - Bodrum tatilimizin ilk gunuydu. Baban’in ogrendikten sonraki ilk
sozleri: “Ne zamandir
hic bu kadar tongaya basmamistim” oldu :) Ben de kara kara okulu nasil bitirecegimi, nasil mezun olacagimi dusundum, yazismalar yaptim, alternatifler dusundum. Add/Drop donemi bitmeden sectigim guzel dersleri birakip, dogum tarihlerine uyabilecek baska dersler almaya calistim. Neyse bunlar bi sekilde hallolacak insallah ama esas bizi dusunduren baska seylerdi. Daha cok seninle ilgili seylerdi.
Buyuk sok
yasadik haliyle…bilemedik…biraz cekindik...cunku biz sana daha hiiic doyamamistik
ki? Seni yeterince yasayamadik daha diye dusunduk…Hem, senin sevgine
esdeger, oyle sonsuz bir sevgi daha olabilir miydi icimizde?.... Aranizda 2 yas 2 ay fark olacak, peki ya kiskanclik olursa, o zaman napacaktik?
Sonra ailelerimizle paylastik. O sok, saskinlik, korku, tereddut yerini sevince, yeni hayallere, yeni heyecanlara birakti. Sonra ultrasonda o minik kalp atislarinin sesini duyunca yine eriyiverdik…Sonra da bir justification (gerekcelendirme) moduna girdik. “Aslinda cok iyi oldu boyle olmasi, aradaki yas farki az olunca birbirleriyle daha iyi anlasirlar, arkadas olurlar. Biz de henuz saga sola vermedigimiz, satmadigimiz bebek esyalarini ikinci kez kullanip olcekler ekonomisinden faydalaniriz” diye dusunmeye basladik, mutlu olduk, sonra yine saskoloz olduk…iste boyle bir mutlu bir saskin ruh halindeyken yasadigimiz diyaloglardan biri mesela:
Sonra ailelerimizle paylastik. O sok, saskinlik, korku, tereddut yerini sevince, yeni hayallere, yeni heyecanlara birakti. Sonra ultrasonda o minik kalp atislarinin sesini duyunca yine eriyiverdik…Sonra da bir justification (gerekcelendirme) moduna girdik. “Aslinda cok iyi oldu boyle olmasi, aradaki yas farki az olunca birbirleriyle daha iyi anlasirlar, arkadas olurlar. Biz de henuz saga sola vermedigimiz, satmadigimiz bebek esyalarini ikinci kez kullanip olcekler ekonomisinden faydalaniriz” diye dusunmeye basladik, mutlu olduk, sonra yine saskoloz olduk…iste boyle bir mutlu bir saskin ruh halindeyken yasadigimiz diyaloglardan biri mesela:
Bodrum’dayiz,
minderlerde oturuyoruz, birseyler yiyip
iciyoruz, sen de kenarda yanimizda kovan kureginle oynuyorsun.
Anne: “Acaba kiz mi olucak erkek mi? aman saglikli olsun da… “ ( klasik…her annenin cinsiyet konusu acildiginda sarfettigi ikinci cumlesi:) ama gercekten oyle, saglik disinda yok bi temennimiz)Baba: (eliyle ileriyi isaret ederek) “Sen sundan bana bi tane daha ver, baska bisey istemem”
Anne: (masa ustunu gostererek) “Neyden bi tane daha canim? Bira mi?"
Baba: “?!?.. :)) ben Kaan’dan bahsediyorum”
Uzun lafin
kisasi kardes geliyor oglush. Bir erkek kardes geliyor insallah Mart 8-9 gibi.
Ben de, saniyorum icimdeki kiz ozlemini bastirmak icin, senin uzerinde denedigim at kuyruklarina devam edecegim artik naapalim:)
saka saka :) yakinda kestiriyoruz merak etme…kurtuluyorsun benden :) Aciyorum o lulelere ama naapiyim :(
onlerden aliyorum arada ama arka taraflara makas degdirmeye bir turlu elim
varmiyor :(
Su an 18. Haftamdayim,
yolu nerdeyse yariladik bile J Bundan sonra bu blogdan ikinize birlikte
seslenecegim, ikinizin maceralarini anlatacagim. Allah'tan ileriyi gorumusum,
blogun adini jenerik BABY AKCA koymusum. Baby Akcalar duble oldu artik :)
Iste boyle oglush…"E peki siz bana hic sordunuz mu
kardes istiyor muyum diye?" dersen cevabimiz burda canim:
“E bariz mutluluk dansi bu!” diye yorumladik biz babanla, bilmiyorum J
Haydi
bakalim, yeni bir maraton, yine bir maraton!... Su ana kadar iki cocuk
sahibi arkadaslarimin nerdeyse hepsi "2 cocuklu olmak 2 kat degil 10 kat (!)
daha zor" diyerek bizi bi sevklendirdiler. Bakalim onumuzdeki gunlerde neler
yasiycaz, yeni yolculugumuzda emin (ve de alttaki gibi sirin) adimlarla ilerliyoruz :)
Yalniz butun bunlarin, Bodrum oncesi ben su komik zaytung
haberini okuduktan 1 hafta sonra olmasi da apayri guldurdu, dusundurdu beni J Yoksa bu bir isaret miydi, seneye biz de bu asagida
bahsedilen aile gibi bisey mi olacaktik?
oh noooooo!!!! :))))
oh noooooo!!!! :))))
2 Çocuğuyla Birlikte Tatile Çıkan Gündoğdu Ailesi, 7'den 70'e Herkesin
Haklı Nefretini Kazanarak İstanbul'a Döndü
Yaklaşık 1
hafta önce İstanbul'dan yola çıkarak Fethiye-Ölüdeniz'e gelen ve tatillerini
burada geçiren 4 kişilik Gündoğdu ailesi, seyahatin en başından itibaren
yollarına çıkan herkesin haklı nefretini kazanarak dün sabah sularında evlerine
döndüler. Hem kendilerine hem de çevredekilere tatili zehir eden Mehmet-Rana
Gündoğdu çifti ile çocuklarının Ölüdeniz yolculuğuna ebeveynlerin kavgası ve
çocukların gözyaşları damgasını vururken, her şeye rağmen Facebook albümlerinde
mutluluk tablosundan yine taviz verilmedi.
Yine hayal
kırıklığı
Gündoğdu ailesinin büyük
sabırsızlıkla beklediği yaz tatili, ilk çocukları Nahit Efecan (6)'ın
doğumundan sonraki bütün tatiller gibi yine hayal kırıklığı ile sonuçlandı.
Daha Otogar'da, otobüse biner binmez oturma kombinasyonları ile ilgili
yaşadıkları tartışmayla tatillerine start veren Mehmet-Rana çifti, otobüsün
hareket etmesinin hemen ardından minik Mediha Busenaz (4)'ın ağlama krizine
girmesiyle yol boyu büyük küçük herkesin bedduasını aldı. Çiftin tatili,
aldıkları bedduaların da etkisiyle bir daha iflah olamadı.
Kaldıkları
otele vardıklarında baba Mehmet Gündoğdu'dan gelen "hadi çocuklar siz
havuza inin kardeş kardeş oynayın, biz annenizle biraz dinlenelim"
şeklindeki üstü kapalı seks teklifinin Rana Hanım tarafından “aa, olmaz öyle
şey bırakmam çocuklarımı bilmediğim yerde” sözleriyle reddilmesi çekirdek
ailenin otelde yaşadığı ilk gerginlik olarak kayıtlara geçti. Mehmet Bey, “e bu
şekilde mi geçecek peki bir hafta, hayret bir şey” sözleriyle gerginliği
tırmandırırken, 5. günde gerçekleşen reglin de katkılarıyla tam olarak o
şekilde geçen haftadan öne çıkan bazı önemli satırbaşları ise şu şekilde:
İşkence
tatilinin detayları
1. Gün: Eşyanın yerleştirilmesi,
çocukların hazırlanması, Rana Hanım'ın epilasyonu derken kahvaltının sonuna
yetişebilen aile; açık büfeden geriye kalanlara çekirge sürüsü iştahıyla
saldırarak otele ödedikleri paranın bir kısmını çıkarmaya çalıştı. Çocukların
hiçbir şey yemeyerek, sürekli ortalarda koşturması ve diğer masalara dadanması
ile otel çalışanları ve diğer müşteriler "Gündoğdu Ailesi" gerçeği
ile tanışmış oldu. Açık büfede bir nebze kara geçen baba Mehmet Gündoğdu, melek
yavruları Busenaz ile Efecan’in gün içindeki dondurma, güneş gözlüğü, simit ve
kolluk gibi ağlama krizleriyle dile getirdikleri ihtiyaçlarına kayıtsız
kalamayarak günü 120,00 TL zarar ile kapattı.
2. Gün:
Kahvaltıda yediği 8 çeşit peynir ile ailesinin yüzünü güldüren Busenaz, saat 11
sularında kardeşi ile girdiği “deniz suyu içilir ki” tartışmasından kusarak
ayrıldı. Günün geri kalanını kızı ile birlikte revirde geçiren Rana Hanım'ın
aksine, Mehmet Bey oğlu ile oynadığı “Alman çocuğu kuma gömmece” oyunu
sayesinde iki saat kadar rahat bir nefes aldı. Oyun, Alman çocuk Andreas Möller
(6)'in ebeveynlerinin müdahalesi sonucu tatsız bir tartışma ile sona erdi.
3. Gün: Beline
taktığı simidi ve kolunda kollukları ile kendini öldürme şansı neredeyse sıfıra
yakınlaşan Efecan, annesinin de o sarışın kadınlar gibi üstünü çıkararak
güneşlenmesini isteyince olanlar oldu. Her nasılsa bikininin kopçasını açmayı
başaran Efecan için bu serüven, babanın son anda fark etmesi ve “oğlum lan,
dur! Rana kaç!” şeklinde koşarak Rana Hanım'a havlu tutması ile 5 saniye kadar
sürdü.
4. Gün: Bu
tatili, uzun süredir okumak istediği kitabı için fırsat bilen Rana hanım,
çocukları Mehmet Bey’e kitleyerek gün boyu şezlongda uzandı. Bu durumu fırsat
bilen Mehmet bey, çocukları doğru kullandığı takdirde bir ihtimal olarak
nitelendirdiği bekar ingiliz Turist Lisa Fangorn (21)’un dikkatini çekmeyi
başaramayarak günü muzun, jet-ski’nin, alakart balık restoranının fiyatlarını
öğrenerek tamamladı.
5.Gün: Mehmet
Bey’in “çocuklar daha uyuyor Rana, fırsat bu fırsat kalksana” talebi, eşinin
her nasılsa hep tatile denk getirmeyi başardığı regline kurban gitti.
Ereksiyonunu içine atarak şezlong için önceden yer tutma bahanesi ile havuz
başına inen Mehmet bey, bu süreçte yine umduğunu bulamazken; minik Buzenaz’ın
bugüne kadar aldığı ve ekstraya giren yedi dondurma ve ikisi alkollü olmak
üzere beş kokteylin faturası ile şok oldu…
6. Gün: Eşi
tarafından dün otelde yalnız bırakıldığı için sinirleri tepesinde olan Rana
Gündoğdu minik Busenaz'ın başına güneş geçtiği için kızıyla ilgilenirken,
Mehmet Bey ise gün boyunca "Gelseydin de, ilgilenseydin kızınla"
savunmasını yapmakla meşguldü. Tatil arkadaşı Onur'la arkadaşlığını ilerleten
Efecan ise, gün boyunca üstsüz güneşlenen otel sakinlerinin ve eşlerinin
korkulu rüyası oldu.
7.Gün: “Son
bedava yemek” olarak nitelendirdikleri öğlen yemeğinden sonra otelden çıkış
yapan genç aile, otobüs saatine kadar Fethiye turu yapma kararı aldı. Bu
süreçte eşe dosta dağıtmak üzere toplam 15 Fethiye kül tablası, 20 Fethiye
magneti ve 10 Fethiye çakmaği satın alarak esnafın yüzünü son kez güldüren
Gündoğdu ailesi, otobüsün hareket saatinden iki saat kadar evvel geldikleri
otogarda dinlenme fırsatı buldular. Hastalığı bir türlü geçmeyen Busenaz, geri
dönüş yolculuğunda otobüstekilerin bir dakika bile uyumasına izin vermezken,
pestile dönen Rana-Mehmet çifti yol boyunca birbirleriyle çok az konuştular...
Facebook
albümlerinde mutluluk tablosundan taviz verilmedi
1 hafta içerisinde evlilik kurumunu defalarca sorgulayan ve parayla rezil
olmanın her türlü formunu yaşayan ve yaşatan genç çift, yine de tatil dönüşü
Facebook'ta paylaştıkları "Ölüdeniz'de tatil bir başkadır",
"Aşkım, ben ve çocuklarımız:)))" albümleriyle yakın çevrelerini
darlamaktan geri kalmadı.
Tuesday, September 27, 2011
:(
Tatsiz bir not...ama naapalim hayat bir aci bir tatli bebegim...
Annecigimin uzaklara gidisinin 6. yili bugun...27 Eylul...
Seninle gecen her gun, her dakika onunla gecirdigim zamanin kiymetini daha iyi anlamami sagliyor...
Tarifi zor.....onu cok ama cok ozledim...
Annecigimin uzaklara gidisinin 6. yili bugun...27 Eylul...
Seninle gecen her gun, her dakika onunla gecirdigim zamanin kiymetini daha iyi anlamami sagliyor...
Tarifi zor.....onu cok ama cok ozledim...
Sunday, May 8, 2011
Ilk Anneler Gunumuz
Bu seferki anneler gununde icim buruk degil, huzunun yerini nese almis...Oglushum kucagimda, hem bana cicek de almis!
Bir baska duyguymus...zormus annelik hakkaten...cok ozveri istiyormus...
O gun telefonda babaannen gazeteden kestigi cok guzel kisa bir hikayeyi okudu bana, aktariyorum:
---------------------------------------------
"Evin telefonu sabaha karşı saat üç buçukta acı acı çaldı. Uyku sersemliği ile yatağından fırlayan adam telefonu tereddütle açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu. Başlarına bir şey mi gelmişti? Annesinin sakin sesiyle karşılaştı:
- Nasılsın oğlum, iyi misin?
Oğlu şaşkın bir ifadeyle cevap verdi:
- İyiyim anne. Hayırdır, bir şey mi oldu? Siz de iyi misiniz?
- Biz iyiyiz yavrum, bir şeyimiz yok, sesini duymak istedim.
- Anne; bunun için mi aradın? Baksana saat sabanın üç buçuğu. Sabah da konuşabilirdik.
- Yoksa rahatsız mı oldun oğlum?
- Evet anne, rahatsız ettin beni!
- Otuz sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin. Doğum günün kutlu olsun yavrum!..."
----------------------------------------------
Annelik, sayende tattigim dunyanin en guzel duygusu oglush...Cok guzel bir gun gecirdik birlikte. Hatiralarda eksik kalmasin diye o gunku gulucuklu halinin bir de videosunu ekliyorum asagida:
Cok zor olsa gerek cocuklarindan ayri bir omur gecirirken baska birinin cocuguna bakmak... Uzulmesin, eksik hissetmesin diye yardimcimiz Rebecca'ya da ben cicek ve ufak bir-iki hediye aldim o gun...gozlerinden yaslar suzuldu hemen...
O gun yeterince duygu yuklu bir gun degilmis gibi bir de soyle bir ic giciklayici sey oldu: Aksam eve gelince bahce kapisinin onundeki merdivenin iki basamagi arasinda bir kus yuvasi kesfetti baban. Icinde minik minik yumurtalar vardi. Belli anne kus, bu sicaklarda pek yerinden kipirdamiyan bu merdiveni guvenli bi yer sanmis, yavrushlarini birakivermis.
"Aaa bu ne, kac tane yumurta var?" diye etrafinda dolasan bizi tehlike olarak gorunce korkan anne yuregi, saldiriya gecti, bir hisimla oraya uctu, yanlislikla mutfak kapisinin icinden eve girdi. Biz ne oldugunu anlamadan, cok da ters bi yere, bir dolabin arkasina dusuverdi :( kusu goremiyoruz ama aci aci tiz bir cikleme... :( ne yaptik ettik, annecigi ordan kurtardik...disari saldik...cok sukur ne koluna ne kanadina bir sey olmus, gununu cocuklariyla gecirmeye devam etti anne kus.
Bir baska duyguymus...zormus annelik hakkaten...cok ozveri istiyormus...
O gun telefonda babaannen gazeteden kestigi cok guzel kisa bir hikayeyi okudu bana, aktariyorum:
---------------------------------------------
"Evin telefonu sabaha karşı saat üç buçukta acı acı çaldı. Uyku sersemliği ile yatağından fırlayan adam telefonu tereddütle açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu. Başlarına bir şey mi gelmişti? Annesinin sakin sesiyle karşılaştı:
- Nasılsın oğlum, iyi misin?
Oğlu şaşkın bir ifadeyle cevap verdi:
- İyiyim anne. Hayırdır, bir şey mi oldu? Siz de iyi misiniz?
- Biz iyiyiz yavrum, bir şeyimiz yok, sesini duymak istedim.
- Anne; bunun için mi aradın? Baksana saat sabanın üç buçuğu. Sabah da konuşabilirdik.
- Yoksa rahatsız mı oldun oğlum?
- Evet anne, rahatsız ettin beni!
- Otuz sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin. Doğum günün kutlu olsun yavrum!..."
----------------------------------------------
Annelik, sayende tattigim dunyanin en guzel duygusu oglush...Cok guzel bir gun gecirdik birlikte. Hatiralarda eksik kalmasin diye o gunku gulucuklu halinin bir de videosunu ekliyorum asagida:
Cok zor olsa gerek cocuklarindan ayri bir omur gecirirken baska birinin cocuguna bakmak... Uzulmesin, eksik hissetmesin diye yardimcimiz Rebecca'ya da ben cicek ve ufak bir-iki hediye aldim o gun...gozlerinden yaslar suzuldu hemen...
O gun yeterince duygu yuklu bir gun degilmis gibi bir de soyle bir ic giciklayici sey oldu: Aksam eve gelince bahce kapisinin onundeki merdivenin iki basamagi arasinda bir kus yuvasi kesfetti baban. Icinde minik minik yumurtalar vardi. Belli anne kus, bu sicaklarda pek yerinden kipirdamiyan bu merdiveni guvenli bi yer sanmis, yavrushlarini birakivermis.
"Aaa bu ne, kac tane yumurta var?" diye etrafinda dolasan bizi tehlike olarak gorunce korkan anne yuregi, saldiriya gecti, bir hisimla oraya uctu, yanlislikla mutfak kapisinin icinden eve girdi. Biz ne oldugunu anlamadan, cok da ters bi yere, bir dolabin arkasina dusuverdi :( kusu goremiyoruz ama aci aci tiz bir cikleme... :( ne yaptik ettik, annecigi ordan kurtardik...disari saldik...cok sukur ne koluna ne kanadina bir sey olmus, gununu cocuklariyla gecirmeye devam etti anne kus.
Sunday, March 6, 2011
Milyon Dolarlik Soru: Eee Banush, nasi bisiimis annelik?
Ilk gunler bircok arkadasim sorup durdu: nasil birsey?
Cok degisik birsey…kelimelerle tarifi cok zor…
19 Ocak'tan, seni ilk kucagima verdikleri andan bu yana nasil dolu dolu gecti hayat…her yeni mimigin, her yeni gulumseme, her yeni “guuu” sesi ayri bir keyif veriyor.
Hele o sicakligin yok mu kucaga alininca hissedilen…yok mu o minicik ellerinle memeye dokunman emzirirken… uykun gelince karin bosluguma dogru kivrilman…off….tekrar icime sokasim geliyor seni!
Uyandiginda aglamaya basladiginda kosar adimlarla yanina gelen beni ya da babani gordugunde susman yok mu? Insan buyuk bir is basardim zannediyor... Cok korkmussun da biz seni kurtarmisiz gibi…”beni taniyor, beni seviyor” duygusu muthis birsey…
Yikanirken simsiki ellerimize yapisiyorsun. Ha bi de uyanirken bazen dusucem sanip kollarini yukariya uzatip kasilip kaliyorsun, cok guluyordum baslarda, simdilerde sana dokunup hemen yatistiriyorum, cok hosuma gidiyor bana guvendigini gormek…
Peki ya, gozlerimin icine bakip da gulumsemen…tuhaf oluyorum, icime ilik biseyler akiyor sanki…”var ya, her turlu zorluguna katlanirim ben senin” dedirtiyor…
Yeni yeni tombislesen yanaklarinin ipeksi yumusakligi, saclarinin o ucusan punk halleri…bayiliyorum sana…inanamiyorum bazen sen benden mi ciktin!? :)
Asik olunuyormus hakkaten oglum….sebepsiz, karsiliksiz seviliyormus, baglaniliyormus hakkaten…sinirsiz bir sahiplenme, koruma duygusu basliyormus…
Ha bi de, gunden gune de guzellesiyorsun sen, ilk baslardaki o burusuk, zayif halin bile inanilmaz tatli geliyordu, simdi insan “aaa…buna mi guzel demisim o zamanlar?” diyor yeni sirin hallerini gordukce :)
Simdi azicik odada olmasak sen uyurken, hemen ozluyoruz seni…baban da ben de bi bahane bulup odaya gidiyoruz… paranoyakca nefes alisini izliyoruz hep…
Kaan’cik yaaa…ne iyi ettin de geldin aramiza!…
Cok degisik birsey…kelimelerle tarifi cok zor…
19 Ocak'tan, seni ilk kucagima verdikleri andan bu yana nasil dolu dolu gecti hayat…her yeni mimigin, her yeni gulumseme, her yeni “guuu” sesi ayri bir keyif veriyor.
Hele o sicakligin yok mu kucaga alininca hissedilen…yok mu o minicik ellerinle memeye dokunman emzirirken… uykun gelince karin bosluguma dogru kivrilman…off….tekrar icime sokasim geliyor seni!
Uyandiginda aglamaya basladiginda kosar adimlarla yanina gelen beni ya da babani gordugunde susman yok mu? Insan buyuk bir is basardim zannediyor... Cok korkmussun da biz seni kurtarmisiz gibi…”beni taniyor, beni seviyor” duygusu muthis birsey…
Yikanirken simsiki ellerimize yapisiyorsun. Ha bi de uyanirken bazen dusucem sanip kollarini yukariya uzatip kasilip kaliyorsun, cok guluyordum baslarda, simdilerde sana dokunup hemen yatistiriyorum, cok hosuma gidiyor bana guvendigini gormek…
Peki ya, gozlerimin icine bakip da gulumsemen…tuhaf oluyorum, icime ilik biseyler akiyor sanki…”var ya, her turlu zorluguna katlanirim ben senin” dedirtiyor…
Yeni yeni tombislesen yanaklarinin ipeksi yumusakligi, saclarinin o ucusan punk halleri…bayiliyorum sana…inanamiyorum bazen sen benden mi ciktin!? :)
Asik olunuyormus hakkaten oglum….sebepsiz, karsiliksiz seviliyormus, baglaniliyormus hakkaten…sinirsiz bir sahiplenme, koruma duygusu basliyormus…
Ha bi de, gunden gune de guzellesiyorsun sen, ilk baslardaki o burusuk, zayif halin bile inanilmaz tatli geliyordu, simdi insan “aaa…buna mi guzel demisim o zamanlar?” diyor yeni sirin hallerini gordukce :)
Simdi azicik odada olmasak sen uyurken, hemen ozluyoruz seni…baban da ben de bi bahane bulup odaya gidiyoruz… paranoyakca nefes alisini izliyoruz hep…
Kaan’cik yaaa…ne iyi ettin de geldin aramiza!…
Monday, December 20, 2010
Annem sen benim yanıma kalansın....
Bu hormonlar bana neler yapıyor bilemiyorum...bir gün mutluluktan uçuyorum, bir gün de böyle koyuveriyorum sımsıkı tuttuklarımı...kabuk bağlatmaya çalıştıklarımı...
5 sene olmuş...inanılmaz...nasıl da akmış gitmiş günler...hayat duracak gibi gelmişti oysa ki o geceden sonra...
Bilgisayarımdaki eski dosyaları, fotoğrafları düzenlerken girdim bu acımasız folder’a...babamın 8 mm ile çektiği eski videoları izledim az önce...beni doğurduğun gün lapa lapa yağan karı izledim hastanenin penceresinden önce, sana muhtaç muhtaç bakışıma zoomlamis babam, ve senin o karşılıksız, sıcacık gülümsemene...ilk banyomu yaptırırken ne de çok ıslatmışım seni...ağzıma her goturmeye çalıştığın kaşığı ısrarla geri çevirmişim...bıkmamışsın hiç benden....büyütmüşsün...sana yazlıkta havuzda amuda kalktığımı göstermeye çalışırken, doğum günlerimizde ellerinle yaptığın yas pastaların üzerindeki mumları üflerken, hediyeler açılırken arka fonda hep o yumuşacık sesin...sen kahkahaların... dökülen gözyaşları “kapat” diyor “izleme artik” ama nafile...özlemişim bakışlarını...özlemişim sesini...
...özledim...her şeyini özledim annem...boğazım düğümleniyor hep...simdi yaşayınca, değerini çok daha iyi anladım annem...
Oglushum, tanışmamıza, “blind date”imize artik çok az kaldı...Bakalım sen de anneni sevecek misin gelince...Bak, resimdeki de benim annem....tanıyamadı seni, göremedi, kucağına alamadı....o 2005te, bir Eylül gecesi melek oldu uçtu gitti...o günden sonra sadece rüyalarımda görebildim ben onu...31 sene önce yine böyle karlı bir günde, bir nefeste çıkıvermiştim sıcacık karnından mis kokulu koynuna...
önce ben onun kollarındaydım, savunmasız...
sonra kol kola olduk, omuz omuza...
sonra gün geldi o benim kollarımdaydı, çaresiz...Dualarım hep seninle annem...huzur içinde uyu...senin için de öperim ben oglushu...
5 sene olmuş...inanılmaz...nasıl da akmış gitmiş günler...hayat duracak gibi gelmişti oysa ki o geceden sonra...
Bilgisayarımdaki eski dosyaları, fotoğrafları düzenlerken girdim bu acımasız folder’a...babamın 8 mm ile çektiği eski videoları izledim az önce...beni doğurduğun gün lapa lapa yağan karı izledim hastanenin penceresinden önce, sana muhtaç muhtaç bakışıma zoomlamis babam, ve senin o karşılıksız, sıcacık gülümsemene...ilk banyomu yaptırırken ne de çok ıslatmışım seni...ağzıma her goturmeye çalıştığın kaşığı ısrarla geri çevirmişim...bıkmamışsın hiç benden....büyütmüşsün...sana yazlıkta havuzda amuda kalktığımı göstermeye çalışırken, doğum günlerimizde ellerinle yaptığın yas pastaların üzerindeki mumları üflerken, hediyeler açılırken arka fonda hep o yumuşacık sesin...sen kahkahaların... dökülen gözyaşları “kapat” diyor “izleme artik” ama nafile...özlemişim bakışlarını...özlemişim sesini...
...özledim...her şeyini özledim annem...boğazım düğümleniyor hep...simdi yaşayınca, değerini çok daha iyi anladım annem...
Oglushum, tanışmamıza, “blind date”imize artik çok az kaldı...Bakalım sen de anneni sevecek misin gelince...Bak, resimdeki de benim annem....tanıyamadı seni, göremedi, kucağına alamadı....o 2005te, bir Eylül gecesi melek oldu uçtu gitti...o günden sonra sadece rüyalarımda görebildim ben onu...31 sene önce yine böyle karlı bir günde, bir nefeste çıkıvermiştim sıcacık karnından mis kokulu koynuna...
önce ben onun kollarındaydım, savunmasız...
sonra kol kola olduk, omuz omuza...
sonra gün geldi o benim kollarımdaydı, çaresiz...Dualarım hep seninle annem...huzur içinde uyu...senin için de öperim ben oglushu...
Subscribe to:
Posts (Atom)











